Türkiye Oyuncak Pazari ve Gelişim Trendi!


  Tarih:  12.7.2017   /      Yazan:  Osman İnhan   /      Kategori:  Genel


Bu paylaşımımızda sizlere ülkemizdeki oyuncak pazarı ve çocuklarımızın oyuncak harcamalarıyla ilgili bilgi paylaşmak istiyoruz.

Türkiye hızla büyüyen ekonomisi ve ilerleyen eğitim seviyesiyle birlikte son 35 senede çok hızlı ilerleme kaydetti. Ülkenin yaş ortalaması zaten düşükken bugün hala Avrupa'nın en genç nüfusa sahip ülkelerinin başında geliyoruz. Yüzümüzü eğitimli gelişmiş toplumlara yöneltmiş olduğumuz için kendimize kriter olarak aldığımız tabidir ki hep gelişmiş batı toplumları oluyor. Bu sebeple de bazı gelişmiş ülkelerin oyuncak pazarlarıyla Türkiye oyuncak pazarını karşılaştırmak istiyoruz.

Biraz rakam verelim :
- Ülkelerdeki çocuk başına, 1 yıl içinde yapılan "oyuncak satınalma" bütçeleri :
○ İngiltere 438$
○ Amerika 371$
○ Fransa 358$
○ Almanya 336$
○ Rusya 300$
○ İtalya 187$
○ İspanya 176$
○ Türkiye 30$
- Burada çocuk başına derken çocuk yaşının 0-14 yaş arası olduğunu paylaşmamız gerekliyor. Bu kadar genç bir Türkiye'yi düşündüğümüzde ve özellikle büyük şehirler ve gelir seviyesi yüksek ailelerin oyuncak alım bütçelerini düşündüğümüzde aslında Türkiye'de ne kadar çok çocuğun ne kadar az oyuncakla oynama imkanı bulduğu sonucunu kolayca çıkarabiliriz.
- Konuya bir de yıllar ve oyuncak pazarnın gelişimini nelerin etkilediği yönünde değerlendirelim.
○ Cumhuriyet döneminden itibaren oyuncak pazarı yok denecek kadar küçük değerlendirilebilir. Genellikle metal, ahşap, kumaş malzemeden üretilen bazı oyuncakların yurt dışı modellere benzer üretildiği, basit oyuncaklar görülebilir (En güzel örneklerini İstanbul Göztepe'deki İstanbul Oyuncak Müzesinde görebilirsiniz)
○ 1970'lerden itibaren markalaşmaya giden, üretim kalitesi ve hacmini genişletmiş bazı oyuncak markalarının öne çıktığını görmekteyiz. Fatoş, Dolu, Pilsan, Dede, Emsa gibi.
○ 1982 yılında diğer birçok sektörlerde de olduğu gibi oyuncak ithalatının önü açıldı. Bazı kaliteli Avrupa ve Amerika oyuncak markaları ithal edildiği gibi Çin'den de düşük kaliteli oyuncaklar ithal edilmeye başlandı.
○ O dönemde ithalatta özellikle hiçbir oyuncak standartı aranmayan oyuncakların düşük maliyetleri, Türkiye'deki üreticilerin fiyat yapılarını negatif etkiledi ve üretimin hacmi nispeten düşmeye başladı.
○ 1990'larda Türkiye'de çocuk başına düşen oyuncak harcaması sadece 5$ seviyelerindeydi. 25-30 yıllar içinde pazarın neredeyse 6 kat büyümesini tabi ki iyi yönde değerlendiriyoruz ancak şunu da unutmamamız gerekir ki nüfusu sadece Ankara kadar olan Avrupa ülkelerinin toplam oyuncak pazarı tüm Türkiye'nin 3-4 katı olan ülkeler ve öylesine şanslı aileler/çocuklar da var.
○ Bugün üretimini Türkiye'de yapan oyuncak firmalarının çok büyük oranda üretimleri, ihracat yapılarak yurt dışına gönderiliyor, Türkiye'ye de döviz kazandırılmış oluyor.
○ Geriye kalan üretimler bir arada Türkiye oyuncak pazarının %10'dan daha az bir payını karşılayarak Türk çocuklarına sunulabiliyor. Yani Türkiye oyuncak pazarının %90'dan fazlası ithal oyuncaklardan besleniyor.
- Bu geçmiş ve tecrübeler ışığında şöyle bir varsayımda bulunmak isteriz.
○ Türkiye'de ekonomi büyüdükçe oyuncak pazarı daha da hızla büyüyor, büyümeye devam edecek.
○ Eğitim arttıkça ve umuyoruz ki eğitimin kalitesi de yükseldikçe oyuncağa verilen önem de artıyor olacak.
○ Yükselen eğitim ve bilinçli alışveriş, oyuncak talebinin daha da kalite odaklı ve ihtiyaca dönük yönlendirme gücünden pozitif etkilenecek.
○ Yine yükselen eğitim oyuncağın bir "çocuk oyalama aracı" değil "kaliteli vakit geçirme - eğitim aracı" olarak görülmesi şekline dönüşecek.
○ Yine yükselen eğitim ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte geçirecekleri vakitlerinin kalitelileşmesi ve dolayısı ile birlikte geçirecekleri "oyun vaktinin" paylaşılmasını yanında getiriyor olacak.
○ Çocuk başına düşen yıllık oyuncak "satın alma bütçesinin" bugünkü 30$'lık seviyelerden 100$'lara yükselmesi yönünde olacaktır.
(Burada şunu belirtmekte fayda var; Türkiye'nin bugünkü eğitimli ailelerinin oyuncak satınalma bütçelerinin hala yukarı çıkmak yönünde önü açık olabilir ama asıl eksiğimiz; ortalama eğitimi daha düşük ailelerin çocuklarına ayırmadıkları veya ayıramadıkları oyuncak bütçesinin yükselmesi olacaktır)

Buradan özetle hayalimiz şudur : Dünya çocuklarının ulaşmış oldukları "kaliteli aile zamanı", "kaliteli oyun zamanı", "kaliteli çocukluk" imkanlarına Türkiye çocuklarının da kavuşması ve bizlerin de hak ettiğimiz eğitime en kısa zaman içinde kavuşmamız olacaktır.